« Önceki ::

Ya tek taraflıdır bi aşk..O da severse 2 kişilik..

 

 

Davetiyeler odalar ve localar 2 kişilik..
Ya tek gidersin bi koltukta..
Ya biletler 2 kişilik..
Ya tek kişiliktir bi yatak ..
Ya yalnz yatılmaz 2 kişilik..
Ya tek taraflıdır bi aşk..
O da severse 2 kişilik..
Başka kaç kişiyi seversen sev ..
Bir sevda yalnız 2 kişilik..
Hele başbaşa bi akşamda..
Masalar hep 2 kişilik..
Peki sen kimsin dediler bana ..
Dedim 3. tekil kişilik..
Peki dostluk varmı dünyada ..
Dedim dünya 2 kişiilik..
Çocuktuk çoktuk oysa ..
Çok üzgünüm şimdilik..


bazen gitmek gerekir ama gitmek terketmek değildir....

 

 

Bazen gitmek gerekir. Ne yaşandıysa yaşansın, nelerden vazgeçildiyse geçilsin, neler göze alındıysa alınsın bazen gitmek gerekir. Bazen aşk için gitmek uzlaşmak gerekir. Hatta bir şehri arkanda bırakıp, bir hayatı arkanda bırakıp, bir anılar zincirini, yaşanmışlıkları, mutlulukları, üzülmüşlükleri arkanda bırakıp gitmen gerekir. Herşey yaşanmıştır, herşey söylenmiştir, herşey yapılmıştır o aşk için. Tüm mücadeleler verilmiştir, yıllar verilmiştir bu mücadele uğruna. Hiç yazık demeden, en sevilen alışkanlıklar terkedilmiştir bu aşk için. En sevilen dost sohbetlerinden uzak kalınmıştır. Gidilmeyi en istenen yerlere gidilmemiştir. Önemli değildir. Bu vazgeçişler, bu fedakarlıklar, bu değişimler hep o büyük, o kutsal denen güç uğrunadır. AŞK... aşk uğrunadır. Biraz eksik hissedersin kendini, biraz yarım ama önemli değildir. Nasılsa aşkla tamamlanacaksındır, sorun yoktur. Aşk seni nasılsa yalnız bırakmayacak o eksiklerin o değişimlerin üstünü kapatacaktır. Yola devam dersin korkusuzca, gözünü karartarak.

 

          Güzeldir herşey. Zaman gelir hayatında var olması bile güç katar sana. Herşeye meydan okuyabilirim dedirtir. Güçlüsündür. Karşına çıkan her kötü şartta hafif yaralar alarak dimdik ayağa kalkmanı sağlar. Güçtür...

 

          Zaman gelir ufacık bi söz. bi davranışla darmadağın olursun. Yerle birdir bu yaşına kadar kurduğun dünya. Acıdır...

 

          Zaman gelir tüm televizyon kanalları yoldaki buzlanmadan dolayı kimsenin yola çıkmamasını anons ederken sen yola çıkarsın deli cesareti ile. Saatlerce yolu gidersin belki bir saat görüşme için. Fedakarlıktır...

 

 

 

          Zaman gelir bir tek sesini, sadece sesini duyabilmek için kilometrelerce kar altında kalmış yolu yürürsün tek başına sokak köpeklerine aldırmadan soğuktan donmak üzere olan parmak uçlarının acısını hiçe sayarak. Özlemdir...

 

          Zaman gelir bir başkasından o davranışı göreceğiniz zaman bir çırpıda silip atarım diyeceğiniz hareketlere göz yumarsınız. Sonsuz bir hoşgörüdür...

 

          Güzeldir, mutluluktur, acıdır, yükseliştir, alçalıştır, vazgeçilmezdir. Bir gün içinde birbiri ile hiç bağlantısı olmayan çok farklı duyguları yaşatandır. Sevgi ile nefreti içiçe barındırabilir. Ağlarken güldürebilir. Sağlıklıyken hasta ettiği gibi, hastayken iyileştirebilir. Etrafınızda insanların "aşık işte" diyerek size acınası ya da hayran dolu gözlerle baktırandır.

 

          Evet böyledir ama bazen gitmek gerekir aşk için. Bilinmeyen bir şehre. Arkanda herşeyi bırakarak; aşkını, hayatını, arkadaşlarını, hatıraları...Yetmemiştir çünkü, neyaptıysan yap bişeyler eksik kalmıştır. Artık sen sen olmaktan çıkmış o olmuşsundur, o da sen belki ama bu bile yetmemiştir. Artık yapılacak tek şey vardır gitmek...

 

          Gidilir... evet aşk bazen gitmek demektir ama gitmek asla terk etmek değildir.

aşık olmadan bir düşün....




Evinin seni içine sigdiramayacak kadar dar oldugunu fark edeceksin...
Sokaga firlayacaksin...
Sokaklar da dar gelecek...
Tipki vücudunun yüregine dar geldigi gibi...
Ne denizin mavisi açacak içini, ne piril piril gökyüzü...
Kendini tasiyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
Birileri sana bir seyler anlatacak durmadan...
"Önemli olan saglik."
"Yasamak güzel."
"Bos ver, her sey unutulur."
Sen hiçbirini duymayacaksin...
Göz yaslarindan etrafi göremez hale geleceksin...
Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarinda ölmek isteyecek
kadar çok seveceksin...
Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
"Ölüme çare bulundu" ya da "Yarin kiyamet kopacakmis" ödeseler öbasini kaldirip Ne
dedin?" diye sormayacaksin...
Yalniz kalmak isteyeceksin...
Hem de kalabaliklarin arasinda kaybolmak...
Ikisi de yetmeyecek...
Geçmişi düşüneceksin...
Neredeyse dakika dakika...
Ama kötüleri atlayarak...
Onunla geçtigin yerlerden geçmek isteyeceksin...
Gittigin yerlere gitmek...
Bu sana hiç iyi gelmeyecek...
Ama bile bile yapacaksin...
Biri sana içindeki aciyi söküp atabilecegini söylese,kaçacaksin...
Aslinda kurtulmak istedigin halde, o aciyi yasamak için direneceksin...
Hayatinin geri kalanini onu düsünerek geçirmek isteyeceksin....
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
Herkesi ona benzetip...
Kimseyi onun yerine koyamayacaksin...
Hiçbir sey oyalamayacak seni...
Ilaçlara siginacaksin...
Birkaç saat kafani bulandiran ama asla onu unutturmayan.
Sadece bir müddet buzlu camin arkasindan seyrettiren...
Bütün sarkilar sizin için yazilmis gibi gelecek... Bogazin dügümlenecek,
dinleyemeyeceksin... Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
Sabahi iple çekeceksin...
Bazen de "Hiç günes dogmasa" diyeceksin...
Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çikana sarilmak isteyeceksin
Nafile...
Düsüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
Rüyalar göreceksin, gerçek olmasini istedigin...
Her siçrayarak uyandiginda onun adini söyledigini fark edeceksin...
Telefonun çalmasini bekleyeceksin...
Aramayacagini bile bile...
Her çaldiginda yüregin agzina gelecek...
Aglamakli konusacaksin arayanlarla...
Yüregin burkulacak...
Canin yanacak...
Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
Hayata dair hiçbir sey yapmak gelmeyecek içinden...
Onun sesini bir kez daha duymak için yani tutusacaksin...
Defalarca aradigi günlerin kiymetini bilmedigin için nefretedeceksin... Yasadigin
sehri terk etmek isteyeceksin...
Onunla hiçbir aninin olmadigi bir yerlere gidip yerlesmek...
Ama bir umut...
Onunla bir gün bir yerde karsilasma umudu...
Bu umut seni gitmekten alikoyacak...
Gel gitler içinde yasayacaksin...
Buna yasamak denirse...
Razi misin bütün bunlara...?
Hazir misin sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
O halde asik olabilirsin

Yorum (yok) Yorum yaz!

ya benimsin ya elin..

Yılmadım tükenmedim
Yorulmadan hep bekledim
Ha şimdi bugün ,ha şimdi yarın
Gece gündüz dua ettim

Bu ceza ,bu hükmün sonu nereye
Dayanmaz yüreğim belki seneye
Bu ceza ,bu hükmün sonu nereye
Dayanmaz yüreğim belki seneye

O zaman ya benimsin ya elin
Nolur söyle, nolur söyle
O zaman ya ölümsün ya düğün
ya ateşsin ya külüm
Ya yüzüm ol ya hüznüm

Yılmadım tükenmedim
Yorulmadan hep bekledim
Ha şimdi bugün ,ha şimdi yarın
Gece gündüz dua ettim

Bu ceza ,bu hükmün sonu nereye
Dayanmaz yüreğim belki seneye
Bu ceza ,bu hükmün sonu nereye
Dayanmaz yüreğim belki seneye

O zaman nolur dinle, nolur dinle

O zaman ya ateşsin ya külüm
Ya ölümsün ya düğün
Ya yüzümsün ya güzüm
Ama ne olur dinle

O zaman ya benimsin ya elin
Nolur söyle, nolur söyle
O zaman ya ölümsün ya düğün
Ya ateşsin ya külüm
Ya yüzüm ol ya hüznüm


müzik - gülben ergen ya ölümsün ya düğün | izlesene.com

ÖZLEDİMMM....

 

kOnUşSsAm tEsİrİ YoK SuSsAm gÖnÜl RaZı dEğİL......

   


Ayrılık Bu...yara açar yara üstüne...




duracağım burada
gidişini seyredeceğim
kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim
kavgasız olacak, fırtınasız olacak
saçma sapan olacak
organlarım birbirine vuracak
arkandan sessiz bakacağım
ben yine salağı oynayacağım...

gönlüme bir kor düşer
gitme öyle zamansız
önce hayaller biter
yanar külsüz dumansız

baharlar hiç gelmez
mevsim hep kış olur
günlerime güneş doğmaz
hislerim uyur

dilimden hiç düşmez
adın hasret olur
yüreğimde sızı dinmez
gülmek güç olur

ayrılıklar yara açar yara üstüne
yağmur ağlar sensizliğe iç çekişime
sensiz olmaz bu yerlerde dünya dar olur
eğer gidersen bu AŞKA çok yazık olur...

müzik - soner arıca-ayrılık(şiir-okan bayülgen) | izlesene.com

işte o zaman....





İşte o zaman, sevgili diye, dünya diye, hayat diye baktığınız her boşluğu artık sadece sizin o yaralı benliğiniz doldurur. Nereye, hangi kalabalık şehre gitseniz peşinizden o ıssız, o karanlık ormanınızı birlikte götürürsünüz. Nereye gitseniz kendinizi orada kaybolmuş hissedersiniz.
Yollarda kime rastlasanız, çıkartıp onun fotoğrafını gösterirsiniz. Bu insanı tanıyor musunuz, buralardan geçti mi, onu gördünüz mü, diye sorarsınız. Aslında kaybolan o değil, sizsiniz; aslında o diye sorduğunuz kendinizdir...
                                                                                     c.ersöz

Ben Senden Önce Ölmek İsterim...




Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
                    içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
                    ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
                        senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
                                     yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
                    biri sen
                    biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
                                bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde. 
Bana geri dönme ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
                  belki diyor. 
 

Nazım Hikmet Ran

SUSARAK



Güneş altında söylenmedik söz yokmuş..
Bu yüzden geceleri söylüyorum sevdiğimi..
Ne gece ne gündüz yokmuş söylenmemiş söz..
Bende söylenmişleri söylüyorum yeni biçimde..
Hiç bir biçim kalmamış dünyada denenmedik...
Bende susuyorum sevgimi saklayıp içimde....
Duyuyorsun değilmi suskunluğumu nasıl haykırıyor...
Susarak sevgisini ilan eden çok var sevgilim ...
Ama bir başka seven yok benim sustuğum biçimde ..... 


 
AZİZ NESİN

PAPATYA VE KELEBEK




Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış.

Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde,
kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış.
Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da,
rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış.

Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmış, ormanın her yerini dolaşmış.

Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken, vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini, ne yapacağını bilememiş. içinden

"Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş.
Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin
üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu.

"Merhaba" demiş papatyaya,

"sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim.".

Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve
"Merhaba" demiş,
"ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten."
Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini,
nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış.

Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten
hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş.
Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış.

Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini.

Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği
kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana
ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.

Böylece Saatler Saatleri kovalamış. Günler geçip de, kelebek
artık
zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve;

"Üzgünüm ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş.
"Neden" demiş.
"Yoksa benim yanımda mutsuz musun?".
"Hayır" demiş kelebek.
"Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim."

Papatya bu duruma çok üzülmüş ama yapacak bir şey yokmuş zaten. Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya

"Sevi seviyorum"
diyebilmiş ancak. Papatya donakalmış. Sadece
"Bende..." diyebilmiş kelebeğin arkasından. Ardından da gözyaşlarına boğulmuş.

İçinden
"Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim."
diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış. Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış. Her düşen yaprakta papatya,
"seviyormuş" diye geçirmiş içinden.

İşte o Günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş:

"Seviyor mu, sevmiyor mu?"...